"Ahilik; kılıçla fethedilen toprakları ahlak, erdem ve
dayanışmayla 'vatan' kılan Türk-İslam medeniyetinin kurucu ruhudur.

Prof. Dr. Turgut Tok

İktisat Tarihinde Ahilik

Orta Asya'nın kadim Türk töresini İslam ahlakıyla harmanlayan; fütüvvetnamelerle dilimizi, Bacıyan-ı Rum ile toplumsal dengemizi inşa eden Ahilik teşkilatının, Anadolu'yu nasıl ebedi bir Türk yurduna dönüştürdüğünün kültürel ve edebi şifreleri.

Prof. Dr. Turgut Tok

AHİSİAD Bilim Kurulu Üyesi
Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi,Türk Dili ve Edebiyatı Çağdaş Türk Lehçeleri ve,Edebiyatları Anabilim Dalı Başkanı
Görüş & AnalizTürk Kültür Tarihi Okumaları

Özellikle, Ahilik Haftası etkinlikleri döneminde hatırlanan ve konuşulma gerekliliği duyulan “ahi ve ahilik” kavramları, kökleri eski devirlere uzanan yüksek bir kültürün ve uygarlığın ortaya çıkardığı bir kurum ve yapılanmadır. Geçmişte var olan ve derin etkileri bulunan sistem veya yapılanmalar günümüzün modern dünyasının gerekleri ile buluşturulabilmelidir. Eğer bu buluşma yapılamıyorsa, söylenenler ve yazılanlar hamasetten öteye gitmeyebilir.

Kelimenin Kökeni ve Felsefesi

“Ahi” sözcüğü kimi araştırıcılara göre Arapça “uhuvvet (kardeşlik)” kökünden, kimi araştırıcılara göre de Türkçe “akmak (eli bol olmak, cömert olmak)” fiil kökünden türetilmiştir. Türkçe’de “akı” (akı > ahı > ahi) cömert, eli bol, yardımsever anlamları taşımaktadır. “Akı” sözcüğüne Kutadgu Bilig, Atabetü’l-Hakayık, Kısasü’l-Enbiya, Divan-ı Lügati’t-Türk gibi Türk Dili’nin en eski metinlerinde rastlanılmaktadır.

“Ahilik” kavramı ise, Anadolu’da 1300’lü yıllarda Türkler tarafından kurulan, Kırşehir, Konya, Kayseri, Antalya, Muğla, Ankara, Bilecik, Karaman, Denizli gibi bölgeler başta olmak üzere Türk Dili ve kültürünün ulaştığı tüm coğrafyalarda yaygınlaşan esnaf örgütlenmesidir.

Ahiliğin yalnız esnaflar arasında örgütlenme değil, aynı zamanda fetih aşamalarına katkı sağlama, toplumsal düzeni kurma ve sağlam zeminlere oturtma görevi vardır. Bu yapılanma, bir toplumun devlet olabilme yeterliliğinin göstergelerinden biridir.

Anadolu coğrafyasında “ahilik” denildiğinde akla gelen ilk yerleşim Kırşehir’dir. Bunun haklı nedeni, ahiliğin kurucusu olarak kabul edilen Ahi Evran’ın Kırşehir’de yaşaması ve mezarının Kırşehir’de bulunması ile geleneğin bu yörede günümüzde yaşatılıyor olmasıdır.

Kolonizatör Türk Dervişleri ve Vatan İnşası

Oğuz Türkleri’nin kitleler halinde yerleşmesi ile birlikte görülen ahilik, yeni bir vatanın ve tarihin derinliklerinden getirilen kültürel birikimin bir araya getirildiği bir yapılanmadır. Oğuz Türkleri’nin Anadolu coğrafyasını nasıl vatan yaptıkları ve devrinin en büyük devletlerini nasıl kurdukları bu süreçte gizlidir. Bu sürecin aktörlerine “kolonizatör Türk dervişleri” de denilmektedir. Hoca Ahmed Yesevi ocağından yetişerek gelen alp ve erenlerin bu sürece etkileri oldukça önemlidir.

"Öncelikle, bir coğrafyanın askeri fethi yapıldıktan sonra, o bölgede kurulan tekke ve ribatlarla hem güvenlik sağlanmakta hem de İslam dini yayılmakta, ayrıca Türk Dili’nin hâkimiyeti sağlanmaktadır."

Bu süreci özellikle hayvan alışverişi yapılabilen pazarların kurulması izlemektedir. Üretime dayalı bir ekonomik yapının oluşturulmasıyla süreç varlığını sağlamlaştırmaktadır. Ahilik yapılanması bu sürecin beraberinde getirdiği bir sonuçtur ve kurulan yeni düzenin işlemesini sağlayan ana yapıdır.

Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadelede Ahiler

Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşundaki hizmetleri tespit ve tescil edilmiş olan Ahiliğin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da önemli katkıları olmuştur. 1912’de ahilik müessesesi kanunla tamamen kaldırılmış olsa da, İttihat ve Terakki Fırkası ahiliği 'esnaf birlikleri' adıyla yeniden ihya etmeye çalışmıştır.

Bu Esnaf Birlikleri, Kurtuluş Savaşında şehir ve kasabalarda direnme teşkilatları kurarak bağımsızlık için savaştılar. Ahiliğin 'Seyfi kolu' olarak adlandırılan Ankaralı Seymenlerin ve Ankara esnafının Kurtuluş Savaşında Atatürk’e ve milli mücadeleye verdikleri destek ve yardımların değeri elbette büyük olmuştur.

I. Dünya Savaşında ateş hattında bulunmaktan çekinmeyen dervişler, milli mücadele yıllarında da silahaltına girmekten çekinmediler. Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti Ankara’ya geldikleri sırada Seymen Alayının hemen arkasında Ankara’da bulunan muhtelif tarikatlara mensup dervişler ve ahiler kendilerine verilecek emirleri uygulamak için bekliyorlardı.

Ahi Evran'ın Vasiyetnamesi

Günümüz dünyasına, ekonomisine, sosyal hayatına birçok katkılar sunabilecek ahilik yapılanmasının geleceğin kurulmasına rol model olabileceği aşikârdır. Ahi Evran’ın Kırşehir’deki camisinde yer alan vasiyetnamesindeki şu sözler, bu kadim mirasın ağırlığını özetler:

"Ben vakıf kurdum. Bu vakıf ahilik vakfıdır. Bu vakfın mallarını size emanet ediyorum. Bu vakfın bir mütevelli heyeti olacak, o heyet bir hoca ve bir yönetici tayin edecek. Bu hoca orada namaz kıldıracak, yöneticiler esnafın problemleriyle ilgilenecek. Vakfın geliri ve gideriyle ilgilenecek."

"Eğer kim ki bu vakfın işlerini hafife alırsa, bu vakfa zarar verirse, Allah’ın meleklerinin ve tüm insanların laneti üzerine olsun."